Site Rengi

Yeni Döngü

Renklerin Bilimi

Renklerin Bilimi
YENİ DÖNGÜ

Isaac Newton henüz 25 yaşındayken durduk yere aklına renklerle ilgili bir soru takılır. Renk nedir? Renkler doğada mı yoksa kafamda mı? türden sorular sorar kendisine. Bizim hiç durduk yere aklımıza böyle bir şey gelmediği için belki de Newton olamıyoruz. Soruyu sorduğu gibi nasıl çözeceğini de bilen Newton, hemen bir prizma bulur. Evinde tüm camları ışık geçirmez bir şekilde kapatır ve güneşin geldiği yönde bir delik açar. Güneş ışığı doğru bir noktaya geldiğinde o delikten geçerek karşısındaki prizmaya çarpar. Görsel bir şölen eşliğinde aradığı cevabı bulur. Prizmada kırılan güneş ışığı duvarda bir gökkuşağı oluşturur.

Renklerin Kaynağı Neresi?

Peki, oluşan bu renk cümbüşü nereden çıkmıştı? Güneş ışığı beyaz ise bu renkler nasıl oluştu? Yoksa bu prizma mı gökkuşağını oluşturmuştu? Isaac Newton kendinden emin olmak ve doğrulamak için bir prizma daha alır ve onu da önceki prizmadan çıkan mavi ışığın önüne koyar. Prizmada kırılan mavi ışığın değişip değişmediğine bakar ve sonuç mavi kalır. Bu durumda da prizmanın bir özelliği olmadığını anlar ve tüm renklerin aslında beyaz ışığın içinde saklı olduğu kanısına varır.

Işık fiziksel olarak var olan bir şeydir. Büyütülebilir, oynanabilir, yansıtılabilir. İşte Isaac tarafından yapılan bu keşif ışıkla ilgili tüm bilgilerin ilk adımıydı. Ultraviyole, X ışını, Radyo dalgaları, bunların hepsi ışığın farklı enerjiler ile çıkmış halleridir. Renkler de bizim görebildiğimiz dar bir ölçekte olan enerji düzeyidir. Bu bilgiler doğrultusunda da sera gazını, yıldızların nelerden oluştuğun bulabiliyor ve hatta kara deliğin fotoğrafını çekebiliyoruz.

Ancak bilime karşı her dönemde birileri muhalif olmuştur. O dönemlerde de Şair John Keats, Newton’un bu buluşu yüzünden gökkuşağının şiirlerde anlamını kaybettiğinden yakınıyordu. Günümüz şairlerinden Alman John Lehrer ise yaptığı bir açıklamada parkta yürürken gözüne takılan sarı renkli çiğdemler görür. Kısa bir süre sonra yeniden bakar ve artık onlar mordur ve mor olarak kalırlar. Dönem dönem bizlerde de buna benzer şeyler olur. Hani şu dünyayı ikiye bölen elbise ve ayakkabı renkleriyle ilgili sorudaki gibi herkes farklı bir renk görür. Buradan da şu sonuca varılıyor ki, evet tüm renkler beyaz ışığın içinde bulunuyor. Ancak bunları da bizim beynimiz yorumluyor. Yani son kararı beynimizin algı mekanizması karar veriyor.

Bilim, renklerin değişmez bir gerçek olduğunu söylese de gördüğümüz renkler beynimizin bir oyunu da olabiliyor. Kadın ve erkek arasındaki renk algısı değişiktir. Ya da bir hayvanın gözünden bakıldığında bizim kırmızı gördüğümüzü onlar bazen kırmızı görür bazen göremez. Burası aslında o kadar karışık bir konu ki örneklerle gitmek sonuca daha çabuk ulaştıracaktır diye düşünüyorum.

Her Şeyin Sebebi Foto Reseptörler

Bilinen bir şey var ki normal bir insanın gördüğü renkler bellidir. Buna karşı köpekler siyah, beyaz, yeşil ve mavi renkleri görebiliyor. Yani bir bakıma aslında renk körlüğü ile denk bir durum bu. Gökkuşağını ele alırsak insanların orada gördüğü renkler bellidir. İnsanlar gökkuşağında kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renkleri görür. Ancak köpekler bunu yeşil, gri ve mavi olarak çok kısıtlı bir şekilde görebiliyor. Bunun nedeni gözlerimiz arkasında saklı olan bir sistemde gizlidir.

Göz yapısında renklerin algılanmasını sağlayan foto reseptörler yani renk konileri vardır. İnsanlarda kırmızı, mavi ve yeşil olmak üzere üç adet bulunur. Köpeklerde ise bu konilerden sadece mavi ve yeşil vardır. Kırmızı reseptörler olmadığı için bu renkteki hiçbir şey onların ilgisini çekmez. Dolayısıyla kırmızı karışımı ile bulunan tüm ara renklerde köpeklerde yoktur. Ara renkler, ana renklerin karışımı ile elde edildiğine göre tek bir koni bile müthiş bir fark yaratabiliyor.

Bir başka örnekte ise Serçeyi ele alalım. Serçeler mor ve ötesini görebilen canlılardandır. Yani gökkuşağında biz en son moru görebiliyorken, onlar onunda ötesinde birkaç renk daha görebilme özelliğine sahipler. Mesela kelebekler ise çok özeldir. Düşünün insanlarda 3 renk konisi ile bu kadar renk görebiliyorken, kelebeklerde 6 tane bu konilerden bulunuyor. Bu da onların hem kızıl ötesini hem de mor ötesini rahatlıkla görebilmelerine olanak sağlıyor. Yani biz küçücük ama bize kocaman gelen bir gökkuşağı görürken, kelebekler inanılmaz genişlikte ve çok daha fazla renk çeşidi ile görüyorlar. Bu konuda kelebekleri birinci ilan etmek gerekirdi ama çok daha özel bir canlı bulunuyor.

Mantis Karidesi, neon renklere sahip olan, kocaman gözlü, denizlerde yaşayan, karides denmesine rağmen çok büyük olan ve dünyanın en güçlü yumruklarına sahip bir canlı türüdür. Foto reseptör konileri 1 tane bile fazla olsa yüzlerce farklı renk görünebiliyordu ya işte Mantis Karidesinde tam 16 tane foto reseptör koniden bulunuyor. Hiçbir canlı türünde böylesi karışık bir sistem yok ve bu reseptörler ile tüm ana renklerin ötesini, hatta çok daha ötesini görebiliyorlar. Ancak bu renk cümbüşü, sahip olduğu agresif yapıları nedeniyle arka planında kalıyor. O kadar güçlü ve şiddete meyilliler ki akvaryum camına vursalar kırabilecek durumdadırlar. Yani 85 km hızla vurulan bir yumruk hayal edin, işte buna sahip olan canlılardandır.

Renk Körü Maymunlardaki Çalışma

Maymunlarda da köpeklerdeki gibi kırmızı renk konisi bulunmuyor. Yapılan bir araştırma ile insanlardaki kırmızı renk konilerinin genleri alınarak maymunların gözlerine enjekte ediliyor. Bununla birlikte maymunlar kırmızı renkleri hemen görmeye başlıyor. Ancak bu kısa süreli gerçekleşen bir durum olarak kalıyor. Testlere devam eden araştırmacılar, maymuna her sabah bir ekranda gri noktacıkların bulunduğu bir ekranın bazı yerlerinde kırmızı noktalar gösteriliyor. Eğer maymun bu noktalara dokunursa meyve suyu kazanıyor. Her gün denenmesine rağmen ilk gün kazanılan o yeti bir daha geri gelmiyor. Ta ki 5 ay sonrasına kadar. Bugünden sonra çok ilginç bir şey oluyor ve sabah kalkan maymun bu kez kırmızı noktayı buluyor. Ertesi günde  buluyor, sonraki günde.. Yani artık maymunlar bu renk körlüğünden kurtularak insanlar gibi 3 koniye sahip olup kırmızı renkleri de görebiliyor. Bu deney ile aslında insanlardaki renk körlüğünün de tedavi edilebileceği anlamını taşıyor.

Gözdeki foto reseptörler X kromozomunda bulunur. Erkekte bir tane X kromozomu bulunurken kadında bundan iki tane vardır. Ancak sadece bir tanesi aktif olduğu için normal bir görme yetisine sahip. Olurda eğer kullanılmayan diğer gen aktif edilirse kadınlara müthiş bir renk algısı katılır. Tabi ki bu işin teoriğinde böyle, pratikte ne kadar mümkün bilinmiyor.

DNA testi ile insanlardaki renk konilerin varlığı tespit edilebiliyor. Bir bilim insanı bu testleri yapmaya başladıktan sonra bir kadında, kullanılmayan x kromozomun foto reseptöre dönüşerek teorinin gerçekleştiğini görüyor. İnsanların hemen hepsinde üç tane foto reseptör bulunduğu için Trikromat olarak anılır. Bu reseptörlerin dördüncüsü oluşan bu kadın ise Tetrakromat oluyor. Tetrakromat olmak çok önemli bilinmez ama bu dünyada pek çok kişinin Trikromat olduğunu düşünürsek, çok daha fazla rengi görebilen Tetrakromat olmak çok fazla bir şey değiştirmeyecek.

Ancak şunu belirtelim. Tetrakromatlar genellikle sanat, tasarım gibi yaratıcılık içeren mesleklerde bulunuyorlar. Bizim fark edemediğimiz inanılmaz renklerle tasarımlarını farklılaştırıyorlar. Bunların çoğunu göremiyoruz ancak aklımıza gelmeyen pek çok ton rengini onlardan öğrenebiliriz. Anlam veremediğimiz pek çok şeyin sebebi fiziksel sınırlardır. Renklerin Bilimi ve Isaac Newton’lar sayesinde hayal gücümüzün sınırlarını zorlayabiliriz.

YENİ DÖNGÜ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Daha fazla Bilim
Dünyaya En Çok Benzeyen Gezegenler

  4,5 milyar yaşından daha büyük bir dünyamız var. Büyük patlamanın ardından geçen binlerce, milyonlarca yıl içerisinde tıpkı diğer gezegenler...

Beynimizin Sırları

İnsanoğlu yüzyıllardır kendi ihtiyacı için sürekli bir şeyler keşfetti. Şu gün bile geriye dönüp baktığımızda, o piramitlerin nasıl inşa edildiğini,...

Yıldızlar Neden Yanıp Söner Gibi Görünür

Hepimiz zaman zaman bilerek ya da farkında olmadan gözlerimizi gökyüzüne dikeriz. Ve her seferinde sanki yıldızlar göz kırpar gibi titreşirler...

Kapat