Siyaset Felsefesi Nedir? Siyaset Felsefesi Filozofları - Yeni DöngüYeni Döngü

28 Şubat 2021 - 12:28

Siyaset Felsefesi Nedir? Siyaset Felsefesi Filozofları

Siyaset Felsefesi Nedir? Siyaset Felsefesi Filozofları
Son Güncelleme :

26 Kasım 2020 - 14:45

113 views

 

Siyaset biliminin ve siyaset felsefesinin temel konusunu siyaset oluşturur; ancak bu iki alanın siyasete yaklaşımları birbirinden farklıdır. Siyaset genel anlamda devlete ait kurum ve kuruluşların işleyiş süreçlerini ve işlevlerini ifade ederken, siyaset bilimi bu kurum ve süreçler üzerinde sistematik olarak çalışan bir disiplini ifade eder. Siyaset bilimi, mevcut siyasal olguları ve olgu süreçlerini inceler. Siyaset felsefesi ise siyasal varlık alanının dayandığı varsayımlar hakkında bir soruşturmadır ve temellerini olana değil olması gerekene dayandırır. Siyaset felsefesinin ana konusu, siyasal güç etrafında oluşan temel ahlâkî sorunları akılcı bir şekilde cevaplamak ve onları temellendirerek savunmaktır. Siyaset felsefesi için kesin yargılar söz konusu olamaz ve temel dayanağını insani rasyonaliteden alır. Özetle siyaset felsefesi, toplum-yönetim teşkilatlanmasının genel ahlâkî meseleleriyle ilgilenir ve siyasal gücü ahlaki olarak değerlendirir, ahlâk felsefesinin bir dalı olması bundan kaynaklanır. Platon ve Aristoteles bu felsefe dalının öncüleri olarak kabul edilirler.

Siyaset felsefesi sadece genel ve temel siyasal yargılar oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bu yargıların mantıksal tahlilleri üzerinde de çalışır. Bu araştırmalar, siyasal yargıları desteklemeyi ve haklı çıkarmayı amaçlar. Siyaset felsefecileri siyasi kavramların anlamlarını tahlil eden çalışmalar da yaparlar, araştırılan başlıca kavramlar; devlet, hukuk, hükümet, güç, otorite, adalet, hak, özgürlük ve eşitliktir. Siyaset felsefesi dalının başlıca soruları şunlardır; ‘’İnsan neden toplum halinde yaşamak zorundadır?’’, ‘’İnsan neden devlet bünyesinde yaşamak zorundadır?’’, ‘’İktidar neden toplum üzerinde siyasal güce sahiptir?’’, ‘’Siyasal güce sahip olacak kişi ya da kişiler hangi ölçütler baz alınarak belirlenmelidir?’’

Siyaset Felsefesi Filozofları

Platon (MÖ 427-347)

Platon iyi ve erdemli bir devletin nasıl olacağı ve bu devletin kimler tarafından yönetileceği konuları hakkında düşüncelerini ortaya koymuştur. Ona göre devlet filozof krallar tarafından yönetilmeli veya filozofların kral olması gerekmektedir. Devletin adil olması için devlette adaleti sağlayacak bir örgütün bulunması, bu örgütün idareciler ve koruyucular sınıfına bırakılması gerekmektedir. Platon devletin üç sınıftan oluştuğunu varsayar; iktidarı kullanan idareciler, koruyucular ve üretimi gerçekleştiren halk. Eğer bu sınıflar kendilerine düşen görevleri yerine getirirlerse ‘ahenkli’ bir devlet yönetiminin ortaya çıkacağını savunur. Platon’un düşüncesine göre üretim işlevini yerine getiren halkın devlet yönetimine katılımı söz konusu olamaz. Devleti tamamen bir eğitim ve ahlak organı olarak tanımlayan Platon, toplumu toplum yapanın, insanın kendi kendine yetememesi ve başkalarının varlığına ihtiyaç duyması olduğunu iddia eder. İnsanların ortak bir yaşama ihtiyaç duyması nedeniyle ‘’devlet’’ ortaya çıkmıştır. Devletin sorumluluğu, insanlara mutluluk sağlayacak şekilde siyasi yaşamı düzenlemektedir. Bir iktidarı meşru kılan ise bu sorumluluğu gerçekleştirmektir.

 

Aristoteles (MÖ 384-322)

Platon’un öğrencisi olan Aristoteles, devleti ve devlet yönetimiyle ilgili süreçleri inceleme konusu olarak ele almıştır. Ona göre insan aklının üç temel işlevi bulunmaktadır ve bütün bilimler aklın bu üç işleminden doğmaktadır; bilmek, yapmak ve yaratmak. İnsanı siyasal bir hayvan olarak betimleyen Aristoteles, devletin kökeni aileye dayandırır ve devletin değerini adaletin tesisiyle ilişkilendirir.  Aristoteles ‘’Politika’’ adlı eseriyle kendisinden sonra gelen birçok siyaset felsefecisini etkilemiştir. Devlet ve devlet yönetimlerini, zamanın siyasal sistemlerini karşılaştırmalı olarak incelemiştir, bu incelemelerinden dolayı siyaset biliminin temellerini atan felsefeci olarak kabul edilir.

 

St. Augustinus (354-430)

Patristik felsefenin babası olarak kabul edilen St. Augustinus, devleti; yeryüzü ve Tanrı devleti olmak üzere ikiye ayırır. Ona göre bu iki devlet arasındaki fark; Tanrıyı hor gören benlik sevgisi ve benliği hor gören Tanrı sevgisi arasında ki mücadeledir. Bir devletin temsilcileri Tanrının seçkin kullarıyken diğer devletin temsilcileri ise sonsuza kadar lanetlenmiş insan topluluğudur. St. Augustinus’a göre devlet Tanrının bir armağanıdır ve ne kadar kötü olursa olsun ona itaat şarttır.

 

 

St. Thomas Aquinas (1224-1274)

Ortaçağ siyaset felsefesinin en önemli düşünürü kabul edilen Aquinas, modern düşünceye geçişi temsil eder. Siyasetin ahlâkî bir faaliyet olduğunu, tüm sanatların dine yöneldiğini ve siyasetin dinin hizmetinde olması gerektiğini savunmuştur. Aquinas, halkın siyasete katılmasının ve yurttaşlık bilinciyle hareket etmesinin gerekli olduğunu vurgulamıştır. Yönetimin keyfi olmayıp toplumsal rızaya dayanması gerektiğini ve bireysel çıkarlar ile değil toplumsal çıkarlarla hareket edilmesini gerektiğini savunmuştur. Aquinas, bilgi ve inancı birbirinden ayırması; devlet ve kiliseyi ayırarak laikliğin temellerini atması ve anayasal düzen ile ulus devletlere yol açmasıyla modern siyasete geçişi oluşturmuştur.

 

Machiavelli (1469-1527)

Ortaçağ boyunca dinin etkisi altında olan siyasal düşüncelere ilk kez karşı gelen Machiavelli, kendisinden öncekiler gibi siyaset konusunda idealist ve ahlâkçı bir çizgi izlememiş, siyaset ahlâkını genel kişi ahlâkından ayırmıştır. Machiavelli siyasal eylem ve davranışları ‘’iyi’’ ya da ‘’kötü’’ gibi ahlâki kavramlar çerçevesinde değerlendirmez; ‘’başarı’’ veya ‘’iktidar’’ gibi siyasetin gerçekleriyle ele alır. Ona göre siyasetin her türlü ahlâki yargı ve değerlendirmeden bağımsız bir mantığı ve realitesi vardır. Machiavelli’ yi siyasetin modern kurucusu yapan en önemli etken dinsel ve metafizik unsurlardan bağımsız düşünce üretmesidir.

 

Hobbes (1588-1679)

   Leviathan adlı eseriyle siyasetin başyapıtlarından birini oluşturmuş olan Hobbes, insanın doğasından yola çıkarak, toplumsal ilişkileri, devletin doğuşu ve var oluş nedenleri, en önemlisi ‘’Toplum Sözleşmesi’ ile devletin görev ve sınırlarının neler olduğunu üzerinde çalışmalar yapmıştır. Hobbes’e göre bireyin ve toplumun özü kavga, savaş, güvensizlik ve kaostur. İnsanların doğuştan eşit olması güvensizlik yaratır, güvensizlik ise savaşa neden olur. Devletin olmadığı durumlarda bireyler birbirine karşı sürekli bir savaş halindedir. İnsanları bu durumdan kurtaracak şey bir sözleşme ile tüm haklarını bir egemene devretmeleridir, bu sayede devlet oluşur. Hobbes siyasal iktidarın gücünün ‘’mutlak’’, ‘’bir’’, ‘’sürekli’’ ve ‘’bölünemez’’ olduğunu savunur. Ona göre siyasi iktidarı meşru kılan, halkın güvenliğini sağlamasıdır, iktidar bu göreve doğal bir yasayla bağlıdır ve yalnızca Tanrıya bunun hesabını verir.

 

J.J. Rousseau (1712-1778)

  Rousseau, tüm insanların doğal durumda özgür olduğunu ancak toplum-devlet aşamalarını geçtikçe ve hatta modern unsurların artmasıyla insanın köleleştiğini savunur. Ona göre insanın barış ve özgürlük içerisinde yaşamasına en büyük engel devlettir. Üstünlük, rekabet, aile ve en önemlisi özel mülkiyetin ortaya çıkması insanı kendi doğasına yabancılaştırmıştır. Toplumsallaşmanın doğurduğu eşitsizlikten kurtulmanın tek yolu herkesin her hakkını ‘’Genel İrade’’ adı altındaki ortak egemene devretmeleridir. Devlet kendini oluşturan bireylerin toplamıdır ve bireyler birleşerek oluşturdukları genel iradenin hem tâbisi hem de parçasıdır. Buradaki amaç her insanın hem herkesle birleşmesi hem de doğal durumunda olduğu kadar özgür olmasıdır. Rousseau genel iradeyi temsil eden egemen gücün tek ve parçalanamaz olduğunu savunur. Ona göre genel iradeyi temsil eden egemen bireylerin iradesinin ürünüdür bu nedenle itaat edenler kendi iradelerine itaat etmiş olurlar.

 

Karl Marx (1818-1883)

  1. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan Karl Marx, liberal iktisat anlayışına getirdiği eleştiriler, toplumsal gerçekliği açıklamada geliştirdiği diyalektik metot ve değişimi üretim ilişkileri ile açıklama çabaları siyaset felsefesinde bir dönüm noktasıdır. Karl Marx, çalışmalarının çoğunu üretim ilişkileri ve sınıf mücadelesi teorisi çerçevesinde geliştirmiştir. O siyasetin; siyasetçilerin ve yöneticilerin aralarındaki mücadele ile açıklanamayacağını, bu mücadelenin, aslında toplumsal sınıflar arasında gerçekleştiğini ve temelde toplumun üretim tarzına bağlı olduğunu savunur.

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Önceki yazıyı okuyun:
Toplama Bilgisayar Kasanıza İşlemci Alırken Nelere Dikkat Etmelisiniz?

İşlemci, toplama bilgisayar için sadece tek bir parça olarak düşünülmemelidir. Bu donanım ne kadar uygun tercih edilirse hem oyunlar dışında...

Kapat